Öne Çıkanlar Bilim toki türkak satılık yarı final Gündemde Bugün-18 Kasım 2018 Pazar Poland elma sirkesinin faydaları Tolga Salman DenizBank konsolide bilançosundan önemli göstergeler çomü 18 Kasım 2018 Gündemi

Bahçeli: MHP’nin Kıpkırmızı Çizgisi Türklüğün Varlığı Ve Bekasıdır

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, “Milli kimliği çayın içinde erimiş şeker diye yutturmaya kalkışan, bize kırmızıçizgi hatırlatması yapan, içindeki MHP husumetini saklayamayan gafiller, unutmasınlar ki MHP’nin kıpkırmızı çizgisi Türklüğün varlığı ve bekasıdır” dedi.

Bahçeli, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, önemli açıklamalarda bulundu. Suudi Arabistan İstanbul Başkonsolosluğu’nda öldürülen Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı olayına ilişkin Bahçeli, “Ortada bir vahşet, karşımızda resmen bir cinayet vardır. Nitekim Gazeteci Cemal Kaşıkçı alenen ve adice katledilmiştir” dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bugün grup toplantısında yapacağı açıklamalara işaret eden Bahçeli, “Cumhurbaşkanı’nın açıklamaları kafa karışıklıklarını anlaşılan odur ki tamir ve telafi edecektir. Tam tersi durum Türkiye’nin egemenlik haklarına hakaret ve hürmetsizlik sayılacaktır” dedi.

“ŞÜPHELERİN MERKEZİNDEKİ BAŞKONSOLOS, PAPAZ GİBİ, ELİNİ KOLUNU SALLAYARAK ÜLKESİNE NASIL DÖNDÜ”

Olayla ilgili cevaplanması gereken sorular olduğunu belirten Bahçeli, şunları kaydetti:

“Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın talep ettiği evlilik belgesinin Washington’daki Suudi Arabistan Büyükelçiliği tarafından verilmeyip İstanbul Başkonsolosluğu’na yönlendirilmesi hangi karanlık akla, hangi gayri meşru emele hizmettir?

Suç mahalli olarak neden İstanbul seçilmiştir? Cemal Kaşıkçı sadece muhalif özelliklerinden dolayı mı hedef alınmıştır? Bu şahıs gerçekte kimdir? Her taşın altından çıkan, her fırsatta Türkiye’ye husumetini gösteren Veliaht Prens Selman cinayetin neresindedir? Bütün şüphelerin merkezindeki başkonsolos, tıpkı papaz gibi, elini kolunu sallayarak ülkesine nasıl dönebilmiştir?

“SUÇ MAHALLİ TÜRKİYE’DİR, YARGI SAHASI DA TÜRKİYE OLACAK”

Çok ciddi suçlamalara maruz kalmış bir diplomatın 1963 Tarihli Viyana Sözleşmesi’ne sığınarak kaçması, bunun da seyredilmesi yanlıştır, skandaldır. Suç mahalli Türkiye’dir. Yargı sahası da Türkiye olacaktır. Suçlular mutlaka hakim karşısına çıkarılmalıdır. Diplomatik misyonların hangi hallerde, hangi kısımlarının dokunulmazlık zırhından istifade edecekleri bellidir, bilinmektedir. Kaşıkçı cinayetinin sır perdesi kesinlikle aralanmalıdır.

İslam’ı istismar eden hiçbir ülke zalimlerle kol kola girerek, haçlı bakiyelerini doyurup petrol dolarları peşkeş çekerek varlığını uzun süre devam ettireceğini zannetmesin. Adam olsunlar, edepli olsunlar, iman neyi gerektiriyorsa onu yapsınlar, Müslüman gibi davransınlar, Allah’tan korksunlar.”

AF TEKLİFİ: “GERİ DÖNÜŞ YOK”

Bahçeli, 24 Eylül’de TBMM’ye sundukları af teklifine ilişkin de, kendilerinin infazı gereken, cezası kalmayan hükümlü ve tutukluların salıverilmesini teklif ettiklerini belirterek, şunları söyledi:

“Kanun teklifimizin 3. maddesinde hangi suçları istisna tutuğumuz da gayet açık ve aşikârdır. Teklifimizin tartışmasız yanındayız, arkasındayız. Milletimize neyi söylemişsek onu yerine getirme çabası içindeyiz. Gevşeme yok, vazgeçmek yok, geri dönüş yok.

Kanun teklifimizi sadece cezaevleri boşalsın diye vermedik. Böyle bir ucuz ve kestirme düşüncelere tevessül etmedik. Fakat cezaevlerindeki karanlık manzarayı da gözden uzak tutmadık. Günden güne ağırlaşan ve insani olmaktan çıkan cezaevi şartlarını gündeme taşıdık. Muhtemel kalkışmalara ve çatışmalara dikkat çektik. Bir yatakta dönüşümlü ve sekizer saat arayla yatan mahkum veya tutukluların feryat boyutuna varan seslerinin duyulmasını arzu ettik. Muhtemel risk ve tehlikelere vurgu yaptık. Çok şey mi istedik? Konuşmayalım mı? Düşünmeyelim mi? Kaygılanmayalım mı? Görüşlerimizi dile getirmeyelim mi?

“2016’DA DOĞRU OLAN, 2018’DE NİYE YANLIŞ OLSUN?”

Bizim cezaevlerini boşaltmak için böylesi bir teklifi yaptığımızı dile getirenler ya ne dediğimizi anlamıyorlar, ya da safa yatıp havayı bulandırmak, keçeyi suya atmakla oyalanıyorlar. Şartlı ceza indirim teklifimize sürekli itiraz ve tepki gösterenler, 671 sayılı KHK ile 1 Temmuz 2016’dan önce işlenen suçlar açısından ayrı bir denetimli serbestlik ve infaz sisteminin kanunlaştığından haberdarlar mıdır? Denetimli serbestlik süresinin 2 yıl olarak uygulandığından, süreli hapis cezalarına mahkûm olanların cezalarını çektikten sonra 1/2’sini infaz kurumunda çektikleri takdirde şartlı salıverme hükümlerinden yararlandıkları unutulmuş mudur?

Türk Ceza Kanunun 81-82. maddelerinde tanımlanan kasten adam öldürme suçundan tutun da, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan milli güvenliğe ve anayasal düzene karşı işlenen suçların kapsam dışında bırakıldığı ne zaman hatırlanacaktır? Biz de bir benzerini teklif etmiyor muyuz? 2016’da doğru olan, 2018’de niye yanlış olsun? Bizim teklifimizi sulandırıp cezaevlerini boşaltmak üzerine planlandığını doğrudan değilse bile, dolaylı ima etmek gerçekten haksızlıktır, günahımıza girmektir.

“MİLLİYETÇİ-ÜLKÜCÜ HAREKETİ UYUŞTURUCU KONUSUNDA TARTIŞMAYA AÇMAK KİMSENİN HADDİ DEĞİL”

Cezaevlerinde uyuşturucu suçundan dolayı 36 bin 212 hükümlü, 14 bin 174 tutuklu olmak üzere toplam 50 bin 386 kişi bulunmaktadır. Bunların çoğu kullanılan, tutsak düşürülmüş, muhtaçlıkları sömürülmüş, vicdanları rehnedilmiş, aklı kiralanmış kişilerdir. Bunların önemli bir bölümü ıslah olmuşsa, pişmanlık göstermişlerse, hatalarını anlamışlarsa ve de bir fırsat istiyorlarsa, görmeyelim mi, duymayalım mı? Konuşmayalım mı? Allah için söylensin, istisnalar hariç, cezaevlerinde bulunanlar insan değil mi? Onların hayata dönme, topluma karışma hakları yok mu? Ne yapalım, alayını birden fırınlara atıp da yakalım mı? Ne isteniyor, hepsini birden vagonlara doldurup meçhul ve geri dönüşü olmayan sürgüne mi yollayalım? Bunları topluma kazandırmak için siyaset sorumluluk almasın mı?

Uyuşturucu en hassas olduğumuz sorunlardan birisidir. Milliyetçi-ülkücü hareketi uyuşturucu konusunda tartışmaya açmak hiç kimsenin harcı, hiç kimsenin haddi değildir. Biz bu musibetle kıran kırana mücadele ettik, ediyoruz.

Sokak araları uyuşturucu kullanan çocuklarla doludur. Mezarlık çevreleri, metruk binalar, köprü altları nice vatan evladının perişan ve yürek yaralayıcı dramına sahnedir. Uyuşturucuyla MHP’nin ismini yan yana getirmek biliniz ki, cehalet değilse, cinayettir. Bunları geçtik de uyuşturucu baronlarını konuşan yoktur. Uyuşturucu ticareti yapan, bu işten servet kazanan, doğu batı uyuşturucu trafiğini yönlendiren şerefsizlerin, hatırlı ve arkası olan insanlık müsveddelerinin üstüne giden hiç yoktur.

“SÖZ VE KARAR SIRASI TBMM’NİN”

Biz maşeri vicdana müzahir kanun teklifimizi sunduk. Söz ve karar sırası artık TBMM’nindir. Adalet ve Kalkınma Partisi’nin değerli milletvekilleri başta olmak üzere, mezkur komisyonun diğer üyeleri ister kabul ederler, ister reddederler. Bu onların bilecekleri bir husustur, kararlarına saygı duyarız. Ancak MHP teklif metninden asla taviz vermeyecek, ilk gün ne söylemişse, karar anı geldiğinde aynısını cesaretle dile getirecektir.”

ÖĞRENCİ ANDI: “DANIŞTAY ÇÖZÜLME SÜRECİNİN KÖTÜ BİR HATIRASINI SÖKÜP ATMIŞTIR”

MHP Genel Başkanı Bahçeli, “Öğrenci Andı” konusunda Danıştay kararına AK Partiden gelen tepkilere de sert çıkarak, şöyle devam etti:

“MHP’ye göre Türkiye’nin milli birliği ve bütünlüğü, dil, soy ve din unsurlarının da üstünde tarihi bir gerçektir. Devletimizin beşeri zenginliği ve dayanağı olan tek millet olgusu bu kaynaşmanın sonucunda vücut bulmuştur. Kültürlerin üst kimlikle buluşması bizim için asıl ve esastır. Bu ise asla bir dayatma ve asimilasyon değildir. ‘Türküm’ demek mensubiyet şuurudur, ihtişamlı tarihimizin ibrasıdır, hakikatin ifadesidir. Türklüğü etnik kimliğe indirgemek, Türkçülüğü ayıplayıp hakir görmek Türk milletine sıçratılmış zillet çamuru, sürülmüş zehirli lekedir. Elbette Türk’üz, Türkçüyüz, Türk milletinin ebedi sevdalılarıyız.

Andımız, Türk milletinin ruh kökünden doğmuş, gelecek kuşakları aynı hissiyat, aynı heves, aynı hedef etrafında buluşturmayı baz ve esas almıştır. Danıştay 8. Dairesi çözülme sürecinin kötü bir hatırasını söküp atmıştır. Takdir ve tasvip ediyoruz. Elbette doğru yapmıştır, elbette milli vicdana tercüman olmuştur.

“PAPAZ KARARINA SES ÇIKARMAYANLAR AYAĞA KALKTI”

Malum şahıslar diyor ki, ‘Öğrenci Andı’nın okutulması veya okutulmaması yargının değil, yasama veya yürütmenin işidir’. Tamam da, yargıya intikal etmiş bir konunun vuzuha erdirilmesi yanlış mıdır? Kusurlu mudur? Diyorlar ki ‘Danıştay 8.Dairesi Anayasa ve yasalara aykırı karar vermiştir’. Bu nasıl bir saptırmadır? Nasıl bir şuur kaybıdır? Hukukun keyfi yorum ve değerlendirmelerine alışmış olanlar, işlerine gelmediği zaman neden rahatsız ve huzursuz oluyorlar?

Diyorlar ki ‘yargı denetimi idari eylem ve işlemin hukuka uygunluğa ile sınırlıdır.’  İyi ya, Danıştay 8. Dairesi önüne gelen bir müracaat bakmış, hukuka aykırılığı tespit etmiş, temyiz yolu açık olmak şartıyla kararını vermiştir. Bu hazımsızlığının maksadını nasıl yorumlayalım?

Papaz kararına ses çıkaramayanlar, Andımızın okunacağını duyunca ayağa kalkmışlar, kanundan hukuktan bahsetmeye başlamışlardır. Üstelik milli kimliğin kapsayıcı ve kuşatıcı olmasına, kimseyi dışlamaması gerektiğine sanki aksi bir durum varmış gibi vurgu yapmışlardır. Bu tespiti yapanların milli kimlikten ne anladıkları şaibelidir.

‘KIRMIZIÇİZGİ’ YANITI

Andımız etnik bir ifade değil, milli kültür ve milli kimliğin inkar edilemez duyuşu, duruşu ve dile gelişidir. Türküm demek ayıp mıdır? Doğruyum demek yanlış mıdır? Çalışkanım demek çarpıklık mıdır? Milli kimliği çayın içinde erimiş şeker diye yutturmaya kalkışan, bize kırmızıçizgi hatırlatması yapan, içindeki MHP husumetini saklayamayan gafiller, unutmasınlar ki MHP’nin kıpkırmızı çizgisi Türklüğün varlığı ve bekasıdır. Türkçülüğe karşı çıkıp Kürtçülüğü özendirenler kime ne anlatıyorlar?

Biz ne faşist, ne kafatasçı, ne de ırkçıyız, hiç de olmadık. Eğer Türk olmanın bir bedeli varsa, eğer Türk milletini savunmanın faturası olacaksa, can feda olsun, seve seve öder, koşa koşa sonuçlarına katlanırız.

“TÜRK MİLLETİ HÜRMET VE RAHMETLE ANDIĞIMIZ BÜYÜKLERİMİZ SAYESİNDE VAR OLMUŞTUR”

Merhum Başbakanlardan Fethi Okyar anılarında, 2. Abdülhamit’in, 1876 Anayasasına göre kurulan Meclisi, bilgi ve eğitim düzeyi daha yüksek azınlık temsilcilerinin hâkimiyeti altında çalışır gördüğünden feshettiğini söylemiştir. Osmanlı Devletinin egemen unsuru olan Türklerin dezavantajlarını gidermek için Anayasayı askıya alıp okullar açtığını, Müslüman Türk’ün bilgi ve öğretim seviyesi bu okullar sayesinde yükseltildikten sonra Anayasayı tekrar yürürlüğe koymayı düşündüğünü anlatmıştır. 2. Abdülhamit Oğuz soyludur, Türk’tür, Türk milletin iftiharıdır, kendisine yakışanı yapmıştır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk Türk’tür, Ne Mutlu Türküm diyene sözünü bayraklaştıran Türk milletinin gür, güçlü ve kahraman sesidir. Türk milleti bu hürmet ve rahmetle andığımız büyüklerimiz sayesinde var olmuştur, bundan sonra da onların ahfadı tarafından geleceğe bağımsızlık ve milli kimlikle taşınacaktır.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.