Öne Çıkanlar Seher Atay izmir Bisiklet çiçek fiyatları türkiye Manisanın Kurtuluş Yıl Dönümü Prof. Dr. Mete Güngör Sincanın Yeni Belediye Başkanı Murat Ercan Oldu Birleşmiş Millerler EMC Corporation ahmet serdar mutluer Çekya Başbakanı Babis Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Bizim Güvenlik Konseptimizin Temelinde İnsanı Ve Vatanı Korumak Vardır”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’na ilişkin yaptığı açıklamada, “Terörle mücadele her yönüyle kararlı bir şekilde devam ediyor. Bizim güvenlik konseptimizin temelinde insanı ve vatanı korumak vardır ve terörü kaynağında kurutmayı hedefleyen tedbirler etkin bir şekilde hayata geçirilmiş bulunuyor” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı’na ilişkin düzenlediği basın toplantısında, gündemdeki gelişmelere ve toplantıda ele alınan konulara ilişkin açıklamalarda bulundu ve basın mensuplarının sorularını cevapladı.

Kamuoyu ile canlı olarak paylaşılan toplantıda, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın şunları söyledi: “Sayın Cumhurbaşkanımızın takdim konuşmalarında, özellikle iç ekonomik ve siyasi tabloda atılacak adımlarla ilgili değerlendirmeleri oldu. Kendileri özellikle Fırat’ın doğusunda yaşanan gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceğimizi ifade ettiler. Aynı şeklide İdlib’deki gelişmeleri de bütün birimlerimiz yakın bir şekilde takip etmeye devam ediyorlar. Biliyorsunuz orada çok önemli bir görev icra etmekteyiz, bütün bu konular da inşallah önümüzdeki Pazartesi günü Ankara’da Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında yapılacak olan Üçlü Zirve’de ele alınacak.

Sunumlarla ilgili de Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcımız Fuat Oktay Bey’in 180 gün olarak artık dilimler hâlinde planladığımız icraat programıyla ilgili bir sunumu oldu ve kendisinin yaptığı sunumda da konulan hedeflere çok büyük bir oranda, yüzde 90-95’ler oranında ulaşıldığı tespit edildi. Bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanlığı Sistemi rasyonel, vatandaş odaklı ve etkin bir yönetim modelini esas almakta, bunun için de bildiğiniz gibi yine vatandaşlarımızca, halk oylamasına sunulmak suretiyle, kabul edilen bu yeni sistem bir yılını tamamladı ve bu bir yıllık değerlendirmeyle ilgili de Başkan Yardımcımız Fuat Bey’in sevk ve idaresinde bir çalışma yapılıyor.

Bununla ilgili çalışmalar tamamlandığında yine Sayın Cumhurbaşkanımıza arz edilecek ve kendisi de bunun bir genel çerçevesini kamuoyuyla paylaşacak. Böylece bu bir yıllık yeni sistemde hangi alanlarda başarılı olduk, hangi alanlarda yeni adımların atılması gerekiyor, bununla ilgili değerlendirmelerini yapacak. İstişareye önem veren bir lider olarak Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuda da tabi ki vatandaşlarımızın, ilgili kurumların, üniversitelerin, STK’ların da görüşlerini alıp değerlendirip, bundan sonra yolumuza nasıl devam edeceğimizle ilgili kararlarını vereceklerdir.

“TERÖRÜ KAYNAĞINDA KURUTMAYI HEDEFLEYEN TEDBİRLER ETKİN BİR ŞEKİLDE HAYATA GEÇİRİLDİ”

Güvenlik bahsinde Millî Savunma Bakanlığımızın, İçişleri Bakanlığımızın ve MİT Başkanlığımızın da, Dışişleri Bakanlığımızın da iç ve dış güvenlik konularıyla ilgili sunumları oldu. Özellikle güvenlik noktasında terörle mücadele bildiğiniz gibi her yönüyle kararlı bir şekilde devam ediyor arkadaşlar. Bizim güvenlik konseptimizin temelinde insanı ve vatanı korumak vardır ve terörü kaynağında kurutmayı hedefleyen tedbirler etkin bir şekilde hayata geçirilmiş bulunuyor.

Güvenlik bütüncül bir yaklaşımı esas alır, bunu ekonomiden siyasete, askerî tedbirlerden psikolojik, toplumsal tedbirlere kadar her alana yaydığımız ve bütünlük ve bir insicam içerisinde gerçekleştirdiğimiz zaman neticeye ulaşmamız mümkün olacaktır. Bu manada terörün her türüne karşı, gerek silahla yapılan, gerek propaganda yoluyla yapılan, gerek finans yoluyla yapılan terörün her türüne karşı mücadele de etkin bir şekilde yürütülüyor.

Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, polisimiz, jandarmamız, Millî İstihbarat Teşkilatımız bildiğiniz gibi bu konuda özellikle son yıllarda son derece büyük bir uyum içerisinde eşgüdüm hâlinde bu çalışmalarını yürütmekte ve hamdolsun çok ciddi neticeler de almaktayız.

Terörden tamamen masum bir ülke yoktur dünyada, her ülke için bir güvenlik riski her zaman vardır. Bu ileri gelişmiş sanayi toplumları için de böyledir, dünyanın başka bölgelerindeki ülkeler için de geçerli bir kuraldır. Ama burada önemli olan, bu güvenlik tedbirlerini dediğim şekilde; kapsamlı ve tutarlı bir şekilde hayata geçirmektir. Bu noktada zaman zaman toplumda ortaya çıkan tepkiler de bizim için büyük önem arz ediyor.

“DİYARBAKIR’DA ANNELERİN BAŞLATTIĞI DİRENİŞE ULUSLARARASI BASININ İLGİSİZ KALMASI DİKKAT ÇEKİCİ”

Özellikle son günlerde bildiğiniz gibi Diyarbakır’da çocukları dağa kaçırılan annelerin, özellikle Hacire Akar annenin başlattığı direniş, o feryat dalga dalga bildiğiniz gibi bütün topluma yayıldı ve bir mahşerî vicdanın ifadesi, sembolü hâline geldi. Bugün itibarıyla ailelerin sayısı 20’ye yaklaşmış durumda. Bu cesareti göstermesi, özellikle annelerimizin öne çıkması bu noktada büyük önem arz ediyor. Tabi toplumun verdiği destek son derece kıymetli. Terör belasına karşı topyekûn mücadelenin önemli bir ayağını da işte bu dayanışma, bu tesanüt, bu iş birliği oluşturmaktadır.

Tabi burada toplumun farklı kesimlerinin farklı zamanlarda bu tür eylemlere ne tür tepkiler verdiğini de biliyoruz; bunlar toplumsal hafızamızda, bireysel hafızamızda kayıtlı olarak bulunuyor. Ama ben özellikle bir konuya dikkat çekmek istiyorum. Bakın yaklaşık 13-14 gündür devam eden bu son derece önemli hadiseye özellikle uluslararası basının ilgisiz kalması son derece dikkat çekici.

Türkiye’de başka bir yerde çok daha küçük ölçekli hadiseler meydana geldiğinde bunları büyüten, adeta katlanarak, çarparak büyüterek haber yapan uluslararası basın kuruluşlarının bu tür konuda bir tür sessizlik içerisinde, belki kasıtlı bir ihmal içerisinde olması da son derece dikkat çekici. Ama bu bizim tabi ki bu konudaki kararlılığımızı, duyarlılığımız, ortak dayanışma ruhumuzu hiçbir şekilde etkilemeyecektir.

“GÜVENLİ BÖLGENİN OLUŞTURULMASI İÇİN ADIMLAR HIZLI BİR ŞEKİLDE ATILIYOR”

Güvenlik konusuyla ilgili tabi bölgemizde yaşanan konular da etraflı bir şekilde ele alındı. Özellikle Fırat’ın doğusunda yaşanmakta olan hadiseler bildiğiniz gibi öncelikli gündem maddelerimiz arasında yer alıyor. Amerika Birleşik Devletleri’yle vardığımız mutabakat çerçevesinde güvenli bölgenin oluşturulması için adımlar hızlı bir şekilde atılıyor. İki gün önce bildiğiniz gibi ilk defa bir kara devriyesi de yapıldı, daha önce helikopterlerle hava devriyesi yapılmıştı, ortak Müşterek Harekât Merkezi zaten kuruldu, bununla ilgili çalışmalar ve koordinasyon da bundan sonra devam edecek.

Tabi bizim amacımız sadece Fırat’ın doğusunda belli bir bölgede, işte 100-110-115 kilometre gibi bir bölgede değil, Fırat’ın doğusundan Irak sınırına kadar olan bütün bölgede güvenliği tamamen sağlamak, bu bölgeyi DEAŞ, PYD, PKK ve benzeri bütün terör örgütlerinden tamamen arındırmak. Bundan amacımız; Sayın Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği gibi, bir güvenli bölge oluşturmak. Güvenli bölge konseptini doğru anlamak lazım. Bizim burada iki manada bu kavramı kullandığımıza da dikkat çekmek isterim.

Birincisi; Türkiye’nin sınır güvenliğini sağlamak anlamında bir güvenlik şeridinden bahsediyoruz. İkincisi de; mültecilerin gönüllü ve güvenli bir şekilde kendi köylerine, kasabalarına dönebilecekleri yerler, beldeler, yaşam alanları anlamında güvenli bölgeyi kast ediyoruz. Bu iki amacı gerçekleştirmek için de eş zamanlı bildiğiniz gibi kapsamlı bir çalışma yürütüyoruz.

“TÜRKİYE; DİNİNE, DİLİNE, IRKINA BAKMADAN MAZLUM VE MAĞDUR OLANLARA KAPILARINI AÇTI”

Türkiye bugüne kadar Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde açık kapı politikası çerçevesinde bildiğiniz gibi özellikle Suriye’den Türkiye’ye göç eden mültecilere kapılarını açtı. Sadece kapılarını değil gönüllerini de açtı, sadece devletimiz değil STK’larımız, vatandaşlarımız, belediyelerimiz, insani yardım kuruluşlarımız bu konuda gerçekten insanlığı yüz akı olan bir performans gösterdiler. Özellikle dünyanın gelişmiş ülkelerinin, Avrupa ülkelerinin ‘300-500 mülteciyi alalım mı, almayalım mı’ diye tartıştığı bir dönemde, hatta bununla ilgili parlamentolarında oturumlar yaptığı bir dönemde, Türkiye, dinine, diline, ırkına, arka planına bakmadan mazlum olan, mağdur olan, savaştan kaçan herkese kapılarını bugüne kadar açtı; bu politikada bir değişiklik yok.

“MÜLTECİ MESELESİ TÜRKİYE’NİN MESELESİ DEĞİL, ULUSLARARASI BİR KONUDUR”

Fakat şu gerçeğin altını da çizmemiz gerekiyor: Mülteci meselesi sadece Türkiye’nin meselesi değildir, bu konu artık uluslararası bir konudur, bu konuda da uluslararası toplumun adım atmasının vakti çoktan geçmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımızın zaman zaman yaptığı çağrı, yani uluslararası toplumun artık taşın altına elini koyması gerektiği çağrısının karşılık bulması sadece Türkiye açısından değil, Türkiye’nin yükünü hafifletmek anlamında değil, mülteci krizine kalıcı, rasyonel çözümler bulabilmek için de gereklidir.

İnsani açıdan baktığımız zaman da mağdurun, mazlumun umudunu yitirmemesi son derece önemlidir. Eğer dünyanın mağdurları, mazlumları, savaştan kaçan mültecileri, evsiz, yurtsuz, barksız kalmış insanları bir umut kapısı bulamıyorlarsa o dünyaya karanlık çökmüş demektir, o dünyada umut yoksa o dünyada anlam yoktur. Bu insanlara sahip çıkmak da bizim en temel insani görevlerimizden birisi demektir. Dolayısıyla güvenli bölgeyle ilgili bizim yaklaşımımız daha kapsamlı, mültecilerin oraya dönebileceği şartların oluşturulmasını da içerek şekilde bir çalışma yapmaktır.

Bununla at başı giden bir önemli konu da siyasi çözüm sürecinden hiçbir şekilde taviz verilmemesidir. Bu çerçevede de bildiğiniz gibi hem Astana sürecinde, hem Cenevre sürecinde Türkiye aktif ve merkezi bir rol oynamaya devam ediyor. Burada Suriye’nin meşru temsilcileriyle rejim arasında devam eden hem Astana, hem de Cenevre çatısı altında müzakerelerin sonuçlandırılması, bu çerçevede de anayasa komitesinin kurulması ve çalışmalarına başlaması büyük önem arz ediyor. Bu konuda önümüzdeki Pazartesi günü yapılacak olan Ankara’daki Cumhurbaşkanımızın başkanlığında yapılacak zirvede de bu konu tabi ki ele alınacak.

“MÜNBİÇ’TEKİNE BENZER BİR OYALAMA YOLUNA BAŞVURULMASINA MÜSAADE ETMEYİZ”

Güvenli bölgenin tesisi, yönetim, güvenliğin sağlanması, sahadaki gelişmelerin bizim kaynaklarımız tarafından bağımsız bir şekilde teyit edilmesi için de Amerikalı yetkililerle Millî Savunma Bakanlığımız, İstihbarat Teşkilatımız ve diğer birimlerimiz yakın bir şekilde çalışmaya devam ediyorlar. Burada daha önce Sayın Cumhurbaşkanımızın da Sayın Dışişleri Bakanımızın da ifade ettiği gibi, Münbiç’tekine benzer bir oyalama, bir dikkat dağıtma, hedef saptırma türü bir yola başvurulmasına biz tabi ki müsaade etmeyiz.

Yani koyduğumuz çerçevesinde güvenli bölgede Fırat’ın doğusunda yapılması gerekenler bellidir, bunların da hiçbir taviz verilmeden kararlı, tutarlı bir şekilde hayata geçirilmesi sürecin hızlandırılması gerekmektedir. Sayın Cumhurbaşkanımızın 21 Eylül’de başlayacak olan New York’taki Birleşmiş Milletler temaslarında da önemli gündem maddelerinden bir tanesi bu konu olacaktır.

Tabi özellikle İdlib konusu da bildiğimiz gibi dünyanın gündeminde olmaya devam ediyor. Özellikle İdlib’den Türkiye’ye yönelik olarak ortaya çıkabilecek yeni bir göç dalgasını önlemek amacıyla tedbirlerin sınırda değil, yerinde alınması gerekiyor. Türkiye bugüne kadar mülteci meselesiyle ilgili üzerine düşen sorumlulukları fazlasıyla yerine getirdi, getirmeye de devam ediyor. Ama uluslararası toplum İdlib kaynaklı yeni bir göç dalgasının önlenmesini istiyorsa, yine hem siyasi, hem insani, hem finansal alanlarda üzerine düşen sorumlulukları mutlaka yerine getirmek durumundadır, aksi hâlde Türkiye’nin tek başına bu sorumluluğu taşımasını beklemek ne doğrudur, ne hakkaniyetlidir, ne de adil bir yaklaşım olacaktır.

ABD TİCARET BAKANI ROSS’UN GERÇEKLEŞTİRDİĞİ ZİYARET

Bugün bildiğiniz gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın önemli bir kabulü de vardı, ekonomi gündemli olmak üzere Amerikan Ticaret Bakanı Sayın Wilbur Ross Sayın Trump’ın talimatıyla yanında büyük bir iş adamları heyetiyle Türkiye’ye geldi, Cuma gününden beri bir dizi temaslarda bulundu. Ticaret Bakanımızın da ev sahipliğinde Hazine ve Maliye Bakanımızla da görüşmek suretiyle bu çalışmalarını devam ettirdiler ve bugün Cumhurbaşkanımızın kabulüyle de bunu tamamladılar.

Bugün Sayın Cumhurbaşkanımız hem Amerikan iş heyetini kabul etti bu vesileyle, hem de Sayın Ross’u daha sonra daha dar kapsamlı bir toplantıda kabul etti ve iki başkanın 100 milyar dolar olarak koyduğu hedefe nasıl ulaşabilecekleri konusunda atılacak adımlar değerlendirildi. Bu konuda ilgili birimlerimiz bir yol haritası üzerinde çalışıyorlar, hatta Birleşmiş Milletler’e kadar, New York’taki toplantılara kadar bu konuda açıklanabilecek, kamuoyuyla paylaşılabilecek somut, önü-sonu belli planları nasıl gerçekleştirebiliriz, bu konuda çalışmaya devam edelim diye de mutabık kalındı. Bu bizim için tabi sevindirici bir gelişme.

Amerika Birleşik Devletleri gibi dünyanın en büyük ekonomisiyle Türkiye ekonomisi arasındaki ticaret hacminin 17-18 milyar dolar gibi küçük bir rakamda olması gerçek potansiyeli hiçbir şekilde yansıtmıyor. Bu 100 milyar dolar hedefine ulaşmak için de savunma sanayinden gıdaya, tekstilden teknolojiye kadar farklı alanlarda neler yapılabilir, bununla ilgili çalışmalar yoğun bir şekilde devam ediyor.

“TÜRKİYE’YE, DOĞRU YATIRIM YAPAN HERKES KAZANMIŞTIR”

New York’ta da Sayın Cumhurbaşkanımızın yine bu çerçevede görüşmeleri olacak. Amerikalı misafirlerimizin de ifade ettiği gibi, Türk girişimci ruhu dünyanın her yerinde bütün engellere rağmen başarı elde etmeye, artı değer üretmeye devam ediyor. Ekonomik zorluklar, uluslararası piyasalardaki dalgalanmalar, finans dünyasındaki iniş-çıkışlara rağmen Türk müteşebbisleri dünyanın her yerinde artık iş yapıyorlar, üretiyorlar, alıyorlar, satıyorlar, ticaret yapıyorlar, yatırım yapıyorlar, bunlar tabi bizim için son derece sevindirici gelişmeler. O ruhu canlı tutmak için de Sayın Cumhurbaşkanımız bildiğiniz gibi her fırsatta her alanda yatırımcıyı teşvik eden, iş adamlarını, KOBİ’leri destekleyen adımlar atmaya devam ediyor.

Burada şu gerçeğin de altını çizmekte fayda var: Türkiye’ye bugüne kadar doğru yatırım yapan herkes kazanmıştır. Ve zaman zaman işte Türkiye’de yatırım ortamı iyi değil, yabancı şirketler işte tedirgin ya da tereddütlü gibi birtakım haberlerin yapıldığı ya da yorumların yapıldığını görüyoruz. Tam tersine, baktığınız zaman sadece bugün burada bulunan Amerikan şirketlerinin toplam değeri bile aslında bize bir fikir veriyor. Yani 1200 civarında Amerikan şirketi Türkiye’de yıllardır faaliyet gösteriyor, bunların içerisinde 40 yıldır, 60 yıldır, 70 yıldır faaliyet gösteren şirketler var, binlerce insana istihdam sağlıyorlar, bazıları buraları bölgesel hub ya da bölgesel üs olarak da değerlendiriyor, kullanıyor. Bütün bu alanlarda Türkiye yatırım ortamını iyileştirici, yatırım yanlısı adımlarını bundan sonra da atmaya devam edecek.

Sayın Cumhurbaşkanımızın New York ziyaretleri sırasında özellikle bu ekonomi ayağının da önemli bir başlık oluşturacağın ifade etmek isterim.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.