Öne Çıkanlar suriye Covid19 Vittoria Puccini 13mart patlama vakıfbank gündem özeti istanbul chp Spotify 2016 Covid 19 Elizabeth Kiondo AZ Alkmar

CHP Sözcüsü Öztrak: “Bu Kirli Senaryoları Daha Önce Gördük”

CHP Sözcüsü Öztrak, HDP İzmir İl Başkanlığı’na yapılan saldırıyla ilgili, “Biz bu kirli senaryoları, daha önce de gördük. Milletimiz aynı kirli suda bir kere daha yıkanmayacak kadar tecrübelidir. Milletimizin güvenlik kaygılarını artırarak, korkuyu manipüle ederek, demokrasi ve özgürlük taleplerini baskı altına almaya kalkanlara, bu millet artık geçit vermeyecektir” diye konuştu.

 

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, bugün Gaziantep’te düzenlenen Belediye Başkanları Çalıştayı’nda yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

 

Sözlerime başlarken, dün HDP İl Başkanlığına İzmir’de yapılan menfur saldırıyı ve işlenen alçakça cinayeti lanetliyorum. Meclis’te grubu bulunan bir siyasi partinin il merkezine yapılan bu saldırıda, gencecik masum bir insan yaşamını yitirdi. Deniz Poyraz’a Allah’tan rahmet, kederli ailesine sabır ve başsağlığı diliyorum. 

 

BİZ BU KİRLİ SENARYOLARI DAHA ÖNCE GÖRDÜK

Son üç yıldır siyasi yaşamımızda kutuplaşma ve gerginlik artıyor. Tehdit dili, toplumsal barışımıza ve özgürlüklerimize kastediyor. Devlet krizi her geçen gün biraz daha ağırlaşıyor. Karanlık eller, bir süredir gazetecilere, siyasetçilere, siyasi partilere yönelik fiili saldırılarını artırdılar. Defalarca söyledim, demokrasilerde özgürlüğün bedeli, sürekli ihtiyatlı olmaktır. Biz bu kirli senaryoları, daha önce de gördük. Milletimiz aynı kirli suda bir kere daha yıkanmayacak kadar tecrübelidir. Milletimizin güvenlik kaygılarını artırarak, korkuyu manipüle ederek, demokrasi ve özgürlük taleplerini baskı altına almaya kalkanlara, bu millet artık geçit vermeyecektir. 

 

DEMOKRASİYE, ÖZGÜRLÜĞE VE TOPLUMSAL BARIŞA SARILACAĞIZ

Biz bu ülkenin demokratları olarak, demokrasimize, özgürlüğümüze, toplumsal barışımıza sıkı sıkıya sarılacağız. Sandığın milletimizin önünden kaçırılmasına, milletimizin iradesinin gasp edilmesine asla izin vermeyeceğiz.

 

GERÇEK FAİLLER YARGI ÖNÜNE ÇIKARILMALIDIR

Ülkeyi yöneten ittifakın başındakiler, muhalefeti, “Bunlar iyi günleriniz” diyerek tehdit ediyorlar. “Ya bizimlesiniz, ya da bugünleri ararsınız” diye şantaj yapmaya kalkıyorlar. Biz bunlara asla ama asla pabuç bırakmayız. Milletin can ve mal güvenliğini sağlamak, ülkeyi yönettiğini söyleyen hükümetin görevidir. Bu saldırı, tüm yönleriyle aydınlatılmalıdır. Bu, Erdoğan şahsım hükümetinin namus borcudur. Hükümet, saldırganı, bu eylemin planlayıcılarını, gerçek failleri hızla yargının önüne çıkartmalıdır. Siyasetçilere, siyasete ve medyaya yönelik daha önceki saldırılarda, görevini savsaklayan hükümet, artık bu sorumluluktan kaçamaz. Erdoğan şahsım hükümetine sesleniyorum, görevinizi bihakkın yapın, yapamıyorsanız milletten özür dileyip, emaneti sahibine derhal iade edin.

 

AK-BABA OLDULAR, ÜLKENİN ÜSTÜNE ÇÖKTÜLER

19 yılda, ülkemizde ne yazık ki kirlenmeyen, çürümeyen, çökülüp, çökertilmeyen hiçbir şey kalmadı. Ünlü şairimiz Özdemir Asaf’ın dizelerindeki gibi, Erdoğan Şahsım Hükümetleri elinde, “Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu, birinciliği beyaza verdiler.” Bunlar iş başına gelirken kendilerine ak dediler. Ama 19 yılın sonunda, mafya babalarını ev halkına katıp, “ak-baba” oldular. Ülkemizin kaynaklarına, geleceğine, umutlarına, akbaba gibi çöktüler.

 

LEŞ BİTTİ, KAVGA BAŞLADI

Ama akbabaların dostluğu, leş bitene kadar sürermiş. Leş bitti, evde kavga başladı. AK Parti’nin içinde kavga aldı yürüdü. Taht kavgaları, saray entrikaları, kumpaslar, şantajlar, on bin dolarlar, on milyon avrolar havalarda uçmaya başladı. İçişleri Bakanı kavga sırasında, mafya elebaşından, 10 bin dolar alan bir siyasetçi olduğunu söyledi. Erdoğan sustu. AK Partililer sustu. Medyanın büyük bölümü sustu. Savcılar ise olan biteni seyretti. Biz ise bu vahim beyanın takipçisi olduk. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına, “Milletvekilleri şaibe altında, bakana bu ismi sor” dedik. Nihayet bu atama bakan, üç hafta sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına gitti. İçişleri Bakanı, mafya elebaşının maaşa bağladığı siyasetçinin halen vekil olmadığını söyledi, oradan çıktı. Bu bakan, mafyadan rüşvet alan siyasetçi hakkında savcılara tam bir ay sonra bilgi verdi. Savcılar ise o gelmeden kendisini davet edip, doğrudan soruşturmaya başlayamadılar.

 

NE 10 BİN DOLARI, ÇANTAYLA VERMİŞ

Bu arada bakanın suç örgütü elebaşına rüşvet verdiğini söylediği elebaşı çıktı, “Ne 10 bin doları kardeşim, çantalar dolusu para verdim” dedi. Bir AK Parti MKYK üyesine çantalar dolusu para verdiğini söyledi. Ama yine Erdoğan’ın da, partisinin MKYK’sının da gıkı çıkmadı. Savcıların resen harekete geçtiğini, bu itiraflar üzerine görmedik. Ama parayı aldığı söylenen AK Parti’nin MKYK üyesi, “Ben elçiyim, elçiye zeval olmaz” diyerek belli yerlere mesajını da verdi.

 

TUZ KOKTU

Yargı niye sesini çıkaramıyor? Çünkü ülkeyi yönetenler, ilkin yargıya çöktüler. Hem de bir defa değil, birkaç defa çöktüler. Önce hoca efendilerinin müritleri eliyle yargıya çöktüler. Sonra 20 Temmuz Sivil Darbesini fırsat bilip, AK Partili il, ilçe yöneticisi avukatları, hâkim, savcı yaparak bir kez daha yargıya çöktüler. Ne güzel diyor Ziya Paşa, “Hâkimin davacı, mübaşirin tanık olduğu bir davada, o mahkemenin verdiği hükme adalet denir mi?” Bugün ülkemizde tuz koktuysa, kimi, kime şikâyet edeceğiz? Pislik ortaya saçılmış, ama dava açacak tek bir savcı ortada yok.

 

KUŞ UÇMUŞ, GEÇMİŞ OLSUN

Skandallar bir değil, on değil. Bir bakan, Ruhsar Pekcan, kendi bakanlığına mal satıyor. Suçüstü yakalanıyor. Ama hakkında açılan herhangi bir soruşturma yok. Yine bir siyasetçi mafyadan 10 bin dolar maaşa bağlanmış. Bunu bu ülkenin İçişleri Bakanı söylüyor ama ismini vermiyor. Bunda da ne İçişleri Bakanına ne de bu siyasetçiye açılan bir dava yok. Bugün Adalet Bakan Yardımcısı, dönemin İstanbul Başsavcı Vekili iken, kara para aklamakla suçlanan Sezgin Baran Korkmaz’ın mal varlığı üzerine konmuş tedbirin, ivedilikle kaldırılmasını istiyor. Mahkemede, olmayan bir MASAK raporuna istinaden, tedbiri kaldırıyor. Soruşturmada bu şahsın ifadesi bile alınmıyor. Sezgin Baran Korkmaz, önce İçişleri Bakanlığına çağrılıyor, sonra da apar topar yurtdışına kaçıyor. Sonunda MASAK bir rapor hazırlıyor. Milyonlarca dolar kara para aklandığını bu raporla tespit ediyor. Mahkeme bu sefer Sezgin Baran Korkmaz hakkında, tutuklama kararı veriyor. Ama artık kuş uçmuş, geçmiş olsun. Bu rezalete de açılan bir soruşturma yok.

 

SAVCILAR ORTADA YOK, HSK SESSİZ

Bir sözde gazeteci, bu Sezgin Baran Korkmaz’dan, Ankara’da mukim bir klikle arasını yapmak için, 10 milyon avro istiyor. Bunu yurtdışına kaçan Sezgin Baran Korkmaz söylüyor. Başka gazeteciler de, böyle bir pazarlığa ait ses kaydını dinlediklerine şahitlik ediyorlar. Yetmiyor, havuz medyasının birçok ünlü kalemşörünün, Korkmaz’ın Bodrum’daki otelinde ağırlandığını gösteren fotoğraflar ortaya saçılıyor. Ama savcılar ne hikmetse bu konuyu da merak etmiyorlar. Savcılar, ne bu ses kaydına şahitlik eden gazetecilerin ifadesine başvuruyor, ne de bu sözde gazeteciyi çağırıp, “Bu Ankara’daki klik kim, bu kliğin içinde hangi siyasetçiler, hangi hâkimler, hangi savcılar, hangi bürokratlar var” diye soruyor. Bütün bunlar ortadayken, Hakimler Savcılar Kurulu Üyeleri ne yapıyor? Bu olan bitenin bir tanesi için bile, bir soruşturma başlatıldı mı? Bunları gerçekten milletimiz adına soruyoruz ve öğrenmek istiyoruz.

 

DUYGU DELEN KARARI TÜRKİYE’NİN VİCDANINI YARALADI

Bugün Türkiye’nin her karış toprağından, adalet çığlıkları yükseliyor. İşte Gaziantep’te yaşanan Duygu Delen vakası. Daha 17 yaşında gencecik bir kızcağız. Hayata nasıl veda ettiği hala belli değil. En son “Arkadaşının evinde balkondan düştü” deniyor. Tartışmalı bilirkişi raporları, birbirinden farklı uzman görüşleri. Önce cinayet deniyor bu uzman görüşlerinde, en son da balkondan düştü… Ve mahkeme sonunda sanığın ev hapsiyle tahliyesine karar veriyor. Bakın bu karar dün geldiğimden beri insanlarla konuşuyorum, Gaziantep’in ve hatta Türkiye’nin vicdanını yaralıyor. Gazianteplilerin gönlü bu karar nedeniyle hiçte rahat değil.

 

GAZETECİLİĞİ HANUTÇULARIN ELİNE BIRAKTILAR

Susan, görevini yapmayan sadece yargı mı? Medyanın büyük kısmı da ülkedeki skandallara sessiz… Neden? Çünkü ülkeyi yönetenler sadece yargıya değil, medyaya da çöktüler. Gazetecilik mesleğini çürütüyorlar. Gerçek gazetecileri hapislere atıyorlar, işlerinden ediyorlar. Bu kutsal mesleği hanutçuların, çantacıların, komisyoncuların eline bırakıyorlar. Halka gerçekleri anlatacak bağımsız medyayı, kirli rant havuzlarında boğuyorlar.

 

SÜTÜN FİYATI SABİT, YEMİN FİYATI SERBEST

Çiftçinin bankası Ziraat Bankası’ndan, bu işler için aktardıkları 750 milyon dolara, aldıkları bu krediye yandaş medya baronları çöküyor. Kendi yandaşına son derece müşfik olan bu hükümet, iş çiftçimize, besicimize gelince, onları görmüyor, seslerini duymuyor. Bankalar, tarım-kredi kooperatifleri borca batan çiftçinin traktörüne, ineğine, arazisine çöküyor. Dün çiğ süt fiyatları açıklandı. Üreticilerimiz prim dâhil sütün litresine 4 lira istediler. Ama bu iktidar vere vere 3 lira 20 kuruş verdi. Yetmedi, yılsonuna kadar da bir kuruş zam vermem dedi. İneğin verdiği sütün fiyatı sabit, ama ineğin yediği yemin fiyatı serbest. Sadece son bir yılda süt yemi fiyatı yüzde 73, besi yemi fiyatı da yüzde 71 zam görmüş. Bir kilogram sütle bir kilo yem alınamıyor. Bu hayvancıya ne demek biliyor musunuz? Süt üretmeyin, inekleri kesin, siz bu işten vazgeçin demek. Çok açık söyleyeyim. Dünya üzerinde kendi çiftçisine, kendi üreticisine, kendi hayvancısına bu kadar gaddarlık yapan başka bir hükümet göremezsiniz. Herkes gıda güvenliğinin peşinde koşuyor, bizimkiler üreticiye eziyet ediyor.

 

YARINIMIZA DA ÇÖKTÜLER

Bu yönetim, devletin ihalelerine de çökmüş vaziyette. Kamu İhale Kanunu’nu eleğe çevirmiş durumdalar. 56 ayrı kanun ya da kanun hükmünde kararnameyle, ihale kanununda 200’e yakın değişiklik yaptılar. Bu ucube rejimin düğmesine basıldığı 2014’ten 2021, bu yıla kadar yani, adrese teslim yapılan ihalelerin tutarı 38 milyar dolar. Bugünkü kurla Türk Lirası’na çevirirseniz yaklaşık 330 milyar Türk Lirası ediyor. Bu arada Türk Lirasıyla devlete iş yapmayı kabul eden müteahhitlere de, devlet parasını ödemiyor. Ama “Milletin kesesinden tek kuruş çıkmayacak” diyerek yaptıkları, Kamu Özel İşbirliği projelerine verilen avrolu, dolarlı garantiler tıkır tıkır bütçeden ödeniyor. Sadece bugünümüze değil, bu garantilerle yarınımıza da çöktüler.

 

YANDAŞ YUTTU SALKIMI, MİLLETE VERDİLER TALKINI

Bu projelerle milletin vergilerine, bütçesine çöktüler. Salgının başından bu yana,  geçilmeyen köprü ve yollar için, uçulmayan havaalanları için beş havuz müteahhidine yapılan ödeme, 22 milyar 771 milyon lira. Aynı dönemde 84 milyona verilen karşılıksız hibe desteği ise, sadece 10 milyar lira. Yandaşlarına yutturdular salkımı, millete de verdiler talkını.

 

SARAYIN BAKANLARINA TAVSİYE: ALO MÜTEAHHİT HATTINI KULLANIN

Şimdi beşli çete Azerbaycan’daymış, gördük televizyonlarda. Bu şirketlerin sahipleri o kadar imtiyazlı ki, hatırlayın Libya’ya giden gemimize baskın olmuştu. Büyükelçimiz beş saat boyunca Cumhurbaşkanına ulaşamamıştı. Ama bunlar Erdoğan’a istedikleri an ulaşıyorlar. Milletin iffetli analarına küfreden müteahhit, şantiyedeyim diyerek, Erdoğan’ın özel telefonuna konumunu atıyor. Erdoğan’da hemen ona geri dönüyor. Şimdi Saray Hükümeti’nin bakanlarına tavsiye ediyorum. Bir daha acil olarak Erdoğan’a ulaşmak istediklerinde, bu yandaş Alo Müteahhit hattını kullansınlar.

 

ÜLKENİN BAĞIŞIKLIK SİSTEMİ ÇÖKTÜ

Devlet krizinin geldiği şu noktaya bir bakın. Bu yönetim Merkez Bankası’nda hini hacette kullanılacak, ihtiyat akçesine milletin kefen parasına bile çöktü. Yetmedi, kayınpeder damat bir oldular, kasadaki 128 milyar doları erittiler, yok yere çökerttiler. Şu anda Merkez Bankası kasasında, bankaya ait tek sent yok. 11 Haziran itibariyle, Merkez Bankası’nın döviz bilançosu 36 milyar dolar açık veriyor. Ülkenin bağışıklık sistemi çöktü. İşte bugün bu yüzden, dünyanın en yüksek faizini veren 7. ekonomiyiz. Ülke risk primimiz hala en yakın rakibimizin iki katı. Ve bugün küresel piyasalarda bir kelebek kanat çırptığında, Türkiye’de fırtınalar kopuyor.

 

AŞAĞ TÜKÜRSEN SAKAL, YUKARI TÜKÜRSEN BIYIK

İki gün önce Amerikan Merkez Bankası Başkanı, 2013 Mayıs ayında yaptığı gibi, yeni bir parasal sıkılaştırmanın işaret fişeğini atacak bir konuşma yaptı. Türk Lirası daha ilk anda, en çok değer kaybeden para birimi oldu. Daha önce faizleri makul seviyelere indirmiş,  Brezilya, Rusya gibi ülkelerin merkez bankaları, faizlerini artırarak, bu yeni konjonktüre uyum sağlamaya başladılar bile. Ama biz, hükümetin yanlış politikaları nedeniyle bir kere daha, yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal durumuyla karşı karşıya kaldık. Faiz zaten çok yüksek, herkes şikayet ediyor. Ekonomi nefessiz kalmış. Bir de faizi yükseltseler milletimiz iyice boğulacak. Bütçenin ilk beş aylık sonuçları ortada… Faiz giderleri geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 25 artmış, 81 milyar 457 milyon liraya ulaşmış. Yok, faizi düşürmeye kalksalar, bu sefer de Türk Lirası hızla değer kaybetmeye başlayacak. Millet dövize, altına koşacak. Ardından gelecek enflasyon tsunamisi ve faiz artışı sarmalı altında milletimiz kalacak.

 

MERKEZ BANKASI İKİ CAMİ ARASINDA BEYNAMAZ

Merkez Bankası bu yüzden, iki cami arasında, beynamaz kaldı. Yeni Merkez Bankası yönetimi iş başına geldiğinden buyana dört defadır faize hiç dokunamadı. Halbuki hani faizi düşüreceklerdi? Ama bu çaresizlik de piyasaların iyice dikkatini çekmeye başladı. Türk Lirası’ndaki değer kaybı yüzde 19’luk korkunç bir faize rağmen sürüyor. Ekonomide sıkışan, hini hacette kullanılacak ihtiyat akçelerini tüketen, rezervleri çökerten Erdoğan, şimdi koltuğunu koruyabilmek için, ülkemizin ulusal hak ve menfaatlerini de gözden çıkarabiliyor.

 

ERDOĞAN BRÜKSEL’DE MEHMETÇİĞE AFGANİSTAN NÖBETİ YAZDIRDI

Erdoğan, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı ile o çok istediği yüz yüze görüşmeyi sonunda yaptı. Peki bu görüşmeden bize ne çıktı, biz ne aldık? Kim karlı çıktı? F-35 uçaklarını elimizden almışlardı. Geri alabildik mi? Hayır. Peki F-35 uçakları için verdiğimiz 1,5 milyar doları geri alabildik mi? O da hayır. Amerikan Kongresi’nin uyguladığı yaptırımları kaldırabildik mi? O da hayır. S-400 meselesi çözüldü mü? O da hayır. 2,5 milyar dolar verip aldığımız bu füzeleri kullanabilecek miyiz? Öyle gözüküyor ki, o da hayır. Tüm bu sorular, tüm bu sıkıntılar masada duruyor. Peki, Erdoğan Brüksel’de ne yaptı? Ben söyleyeyim. Mehmetçiğimize Afganistan’da nöbet yazdırdı.

 

TÜRK ASKERİNİN CANI, ABD SENARYOSUNDA ROL KAPMAK İÇİN İLERİ SÜRÜLDÜ

Bir de bunu biz kimden öğrendik? Amerika Birleşik Devletleri Ulusal Güvenlik Danışmanından. Meclis ne oldu? Bu kararları Meclis verir. Tek başına Cumhurbaşkanı da veremez. Meclisi yine takmadılar. Türk askerlerinin canı, Amerikan senaryolarında rol kapabilmek için ileri sürüldü. Mehmetçiğimizin canı bu kadar ucuz mu?

 

İÇERİDE ATAR, DIŞARIDA AYAR

İçimizi acıtan olaylar bununla da sınırlı değil. Erdoğan her seferinde, içeride atar yapıp, dışarıda ayar yiyor. Bu seferde Brüksel’de farklı bir şey olmadı. Oraya giderken, “24 Nisan’ı gündeme getirmeden geçmek mümkün değil” dedi. Brüksel’de gazeteciler, ecdadımıza soykırımcı diyen Amerika Birleşik Devletleri Başkanı’yla görüşmede, “Bundan duyulan rahatsızlık kendisine anlatıldı mı” diye sorduğunda, hem de gülerek, “Hamdolsun 24 Nisan hiç gündeme gelmedi” deyiverdi. Yandaş bir yazar sonradan diyor ki, toplantıda Biden bizim heyeti mest etmiş, o nedenle de bu konu gündeme gelmemiş. Anlaşılan Biden, Erdoğan’ın mal varlığını gündeme getirmemiş. Bu nedenle de toplantı hiçbir şey talep etmeden geçmiş, gitmiş, mutluluk içinde.

 

DİPLOMATLARIMIZIN SIZLAYAN KEMİKLERİNDEN UTANIN

Erdoğan Şahsım Hükümeti, Türkiye’nin en haklı, en meşru davalarını bile artık savunamıyor. Ülkemizin yıllardır savunduğu tarihi gerçeklerin, dünyadaki siyaset bezirgânları tarafından çöpe atılmasına, eğilip bükülmesine ses dahi çıkaramıyor. Ama hiç olmazsa Asala terör örgütünün hunharca katlettiği, 31 diplomat ve diplomat yakınının sızlayan kemiklerinden biraz utanmak gerekiyor.

 

VATANDAŞ MÜLKSÜZLEŞİYOR

İşte bu yönetim, harun olacağız diyerek iş başına geldi. Şimdi hepsi karun oldu. Milletin evladı tek bir iş bulamazken, elindeki işini, sazını, dükkânını, tarlasını, ineğini, atölyesini, fabrikasını yitirirken, ülkemiz korkunç bir biçimde mülksüzleşiyor, insanımız korkunç bir şekilde mülksüzleşiyor, mülkünü kaybediyor. 10 milyon işsizimiz var. 17 milyon 921 bin yurttaşımız, ayda bin 239 lirayla geçinmeye çalışıyor. Bunu da ben söylemiyorum, Türkiye İstatistik Kurumu söylüyor.

 

SARAY BESLEMELERİNE 3-5 MAAŞ

Ama sarayın beslemeleri 2 maaş, 3 maaş, 5 maaş günlerini gün ediyorlar. Milyarlarca lira alıp, günlerini gün ediyorlar. Son üç yılda yoksullarımızın sayısı 2 milyon 57 bin kişi artarak 17 milyon 921 bine ulaşmış. Artık ülkede her beş kişiden biri yoksul. Bu rakamlara, kapsadığı dönem itibariyle, daha salgının yıkıcı etkileri, yakıcı etkileri de yansımamış durumda. Ülkede yaratılan toplam gelirin yarısını, nüfusun yüzde 80’i alıyor. Toplam gelirin diğer yarısını ise, nüfusun yüzde 20’si arasında pay ediyor. En zengin yüzde 5’in ise, tüm gelirin neredeyse dörtte birini alıyor. Ne demişti üstatları, “Allah’ın 10 pulunu bekleye dursun 10 kul, bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul, bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa.” Bugünün Türkiye’sinde durum tam da bu.

 

SARAY İZANI KAYBETTİ

Nüfusun yüzde 32’si, yani 26 milyon 363 bin kişi, beklenmedik bir harcama çıkarsa bunu karşılamakta zorlanıyor, karşılayamıyor. Nüfusun yüzde 59’u, yani 48 milyon 550 bin kişi, evinden uzak bir hafta tatil yapamıyor. Ve en acısı, nüfusun yüzde 37’si, yani 30 milyon 538 bin yurttaşımız, sofrasına iki günde bir, et, tavuk veya balık olan bir kap et yemeği koyamıyor. Ve bu ülkede 19 yıldır iktidar olanlar, yarattıkları bu tablodan utanmayıp, muhalefete “açları buyurun siz doyurun” diyecek kadar, izanlarını kaybedebiliyorlar.

 

CHP İKTİDARINDA KİMSE YATAĞA AÇ GİRMEYECEK

Ama Erdoğan dâhil, hiç kimse merak etmesin. Milletimizin sabırsızlıkla beklediği ilk sandıktan sonra, bu ülkede kimsenin yatağa aç girmemesini sağlayacağız. Türkiye’yi, yeni kurallar, yeni kurumlar ve yeni kadrolarla ayağa kaldıracak projelerimiz hazır. Yeni kurallarda ilk sırayı yepyeni ve güçlendirilmiş bir parlamenter sistem alıyor. Bu çerçevede, Cumhurbaşkanı tarafsız olacak, herkesin Cumhurbaşkanı olacak. Kuvvetler ayrılığını ve bağımsız yargıyı yeniden tesis edeceğiz. Seçim Yasası’nı değiştireceğiz. Milletin vekilini, milletin seçmesini sağlayacağız. Yine Siyasi Ahlak Yasası’yla, ülkemizde siyaseti, içine düştüğü çıkmazdan çıkaracağız.

 

EKONOMİDE YENİ KURAL: ÜRETEREK BÜYÜME

Ekonomide yeni kuralımız, borçla değil, üreterek büyüme olacak. Sağlık ve gıda gibi stratejik alanlarda, kendi kendine yeterlilik için kamucu yaklaşımı benimseyeceğiz. Asgari ücretten vergi almayacağız. Çalışma hayatına ilişkin düzenlemeleri, ILO normlarıyla uyumlu hale getireceğiz. Parasal, mali ve çevresel sürdürülebilirliği sağlamak için gerekli tüm düzenlemeleri derhal yapacağız.

 

YENİ KURALLARIN ÜZERİNDE YÜKSELEN YENİ KURUMLAR

Bu yeni kuralları, yeni kurumların üzerinde yükselteceğiz. Ülkenin istişareyle yönetilmesi için ekonominin tüm aktörlerini bir masada birleştiren Ekonomik ve Sosyal Konseyi vakit geçirmeden toplayacağız. Adaletli bir vergi sistemi için Ulusal Vergi Konseyi’ni oluşturacağız. Hesap veren siyaset için, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kesin hesap komisyonunu kuracağız. Bu komisyonun başkanı da muhalefetten olacak.  Hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesi için Aile Destekleri Sigortası Kurumu’nu hayata geçireceğiz. Ülkede hesapsız, kitapsız, keyfi iş artık yapılmayacak. Stratejik Planlama Teşkilatını mutlaka hayata geçireceğiz.

 

TÜM BUNLARI YAPMAK İÇİN YENİ KADROLAR

İşte tüm bunları yapmak için daha önce ülkeyi en derin krizlerden çıkarmış, yeni kadroların, Cumhuriyet Halk Partisi kadrolarının iş başına gelmesi gerekiyor. Milletimiz artık bunların ne yaptığını görüyor, notlarını veriyor, bunlara yerlerini göstermek için, evlerine yollamak için, sabırsızlıkla sandığı bekliyor, gün sayıyor.

 

SEÇİM YASALARINI TARTIŞMAYA BAŞLADIYSALAR YOLUN SONU GÖRÜNDÜ DEMEKTİR

Artık vakit tamam, sandıktan kaçma, yakamızdan düş Erdoğan diye feryat ediyor. Peki bunlar ne yapıyor? Ortaklarıyla birlikte seçim yasalarında neler yapacaklar, nasıl değiştirecekler, dar bölge mi olsun, baraj mı olsun, bunu tartışıyorlar. Buradan açıkça ifade ediyorum. Öyle gözüküyor ki, artık Cumhur İttifakı sonun başlangıcında olduğunu görüyor, o nedenle de şimdi seçim yasalarını tartışmaya başlıyor. Bir yönetim seçim yasalarını değiştirmeyi tartışmaya başlıyorsa, artık o yönetimin kendisi de bu yolun sonuna geldiğini görüyor demektir. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.